MUTLU GÖRÜNMEK İÇİN.....

4/4/2008 · Kategori: Saglik

Kendinizi mutsuz hissediyorsanız, veya yorgunsanız bu yüzünüze çok yansır. Ama bunu çözmenin yöntemleri var.

Bazen yüzümüzün düştüğü ve kendimizi çok mutsuz hissettiğimiz zamanlar oluyor. Bu dönemde hemen makyaj çantanıza sarılmak ve kozmetik ürünlerinin kendimizi iyi hissettirmesine izin vermek en doğrusu. İşte kolaylıkla uygulayabileceğiniz öneriler...

1. İnatçı Göz Torbaları
Fazla alkol tüketimi veya uykusuz çalışma saatleri göz altında torbalanmalara neden oluyor. Hemen moralinizi bozmayın. Pembe far kullanarak göz torbalarınızı kamufle edebilirsiniz. Pembe far yüzünüze ışıltı vererek, yorgun ifadenizi canlandıracaktır.

2. Gülsuyu Tazeliği
Taze çiçek kokuları ruhunuza rahatlatarak, kendinize iyi hissetmenizi sağlar. Çiçek kokulu, fresh parfümlerin yanı sıra gülsuyu kokusu da sizde aynı etkiyi oluşturabilir. Gülsuyunu burnunuzun önünden geçirin ve derin bir nefes alın. Her gün biraz gülsuyu ile kendinizi ve cildinizi tazelemeyi deneyin.

3. Su ferahlığı
Makyaj yapmayı sevmiyorsanız, günde birkaç kez yüzünüze soğuk su çarparak, kan dolaşımınızın hızlanmasını ve yüzünüzün renklenmesini sağlayabilirsiniz. Yanaklarınıza parmaklarınızla hafifçe vurarak, kırmızılık verebilirsiniz. Su cildine ferahlatacak ve daha iyi görünmenize yardımcı olacaktır.

4. Şeftali Renkteki Pudra
Yazın tazeliğini ve ışıltısını yüzünüze yansıtmak için şeftali tonlarında allık kullanabilirsiniz. Yanaklarınızda doğal, sağlıklı ve mutlu bir görünüm oluşturacaktır. yanaklarınızı çimdikleyin ve kızaran bölgeye allığı uygulayın. Allığı cömertçe sürün sonra avuç içlerinizle yanaklarınıza vurun. Böylece fazlalığı alabilirsiniz.

5. Sanal Mutluluk
Mutsuz olduğunuzda dört parça çikolata yiyerek alacağınız 500-600 kalori yerine, magnezyum takviyesi kullanabilirsiniz. Sonradan kilolarla uğraşmak yerine bu takviyeleri almayı denemelisiniz. Çikolatanın verdiği mutluluğu verdiğini göreceksiniz.

6. Banyoda Parfüm Keyfi
Güzel kokular hormonları harekete geçirerek mutlu olmayı sağlar. Banyo yapmak ise bir başka mutluluk kaynağıdır. Banyo suyunuza hoş kokulu ve cildinizi yumuşatan banyo yağlarından ekleyebilirsiniz. Bir kapak yağın vücudunuzla neler değiştirdiğini fark edeceksiniz.

7. Dudak Hilesi
Dudaklarınızın ince görünmesi sizi mutsuz ediyorsa, daha kalın görünmesi için küçük bir hileye başvurabilirsiniz. Rujunuzu dudaklarınızdan taşacak biçimde sürün ve sonra fazlalığı silin. Koyu renkli rujlar işinizi kolaylaştırabilir.

8. Güzel Tırnaklar
Güzel ellere sahip olmayı kim istemez ki? Zevkinize ve giyim tarzınıza uygun bir ojeyi seçin ve hemen tırnaklarınıza sürün. Ellerinizin bakımlı görünmesi moralinizi düzeltecek ve kendinize güveninizi artıracaktır.

9. Dudaklarda Badem Yağı
Badem yağının sadece kirpiklere ve kaşlara uygulandığını sanmayın. Çatlayan dudaklarınıza biraz badem yağı sürerseniz, sürdüğünüz rujun etkisinin çok daha uzun süre kalacağını ve dudaklarınızın pürüzsüz görüneceğini fark edeceksiniz.

10. Dudakta Göz Farı
Dudağınıza göz farı sürmeyi hiç aklınıza gelmiş miydi? Pudra görevi üstlenen göz farınız, rujunuzun dudaklarınızda uzun süre canlı ve renkli görünmesini sağlayacaktır.

11. Çiçekli Uyku
Yastığınızın altına çiçek kokulu sabunlar veya lavantalı torbacıklar yerleştirebilirsiniz. Lavanta kokusu uykuya kolayca dalmanıza yardımcı olacaktır. Çiçek kokulu sabunları küçük parçalara bölerek bir keseye yerleştirebilirsiniz. Lavanta keselerinin etkisini yine hissedebilirsiniz.

12. Mavi Rimel
Kirpiklerinizi mavi maskarayla boyamaya ne dersiniz? Klasik siyah ve kahverengi rimelin dışına çıkarak, kirpiklerinizin daha çekici olduğunu göreceksiniz.

13. Kristal Taşlar
Gözlerinizi yorgun ve birbirine batar gibi hissediyorsanız gözlerinizin yorgunluğunu kristal taşlarla alabilirsiniz. Gözlerinizi kapatın ve üzerine kristal taşları yerleştirin. Negatif enerjiyi gözlerinizden alacaktır.

14. Soda Mucizesi
Güzelliğinizin sırrını sodada keşfedebilirsiniz. Sabahları yüzünüzü sodayla yıkamayı deneyin. Cildinizdeki tazelik ve rahatlama hissedeceksiniz.

15. Yağlı Saçlar
saçlarınız yağlı olduğu için, her gün yıkamanız saçlarınız için yıpratıcı olabilir. Bunun doğal bir reçetesi var. Bir tutam biberiye ve bir tutam kekiği 250 gram suda çay gibi demleyin. Sıvıyı temiz saç diplerinize sürün. Saçlarınızın yağsız bir görünüme kavuştuğunu hissedeceksiniz.

Kaynak: Cosmopolitan

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

27/3/2008 · Kategori: Siir

Yıllardır hatıralarda saklıydı yüzün.

 

 

Unuttum, nasıldı ayrılıktaki hüzün

 

 

O kokun kilitleri açtı

 

 

 

 

Gözlerin, ah o ela gözlerin gözlerime kaçtı

 

 

Rengi gözümü yaktı, gözyaşlarım yüreğime aktı.

 

Sesim yüreyimden de kırılgan, selam diye çıktı.

 

Yürürken sen evine;

 

 

 

 

Kilitledim hatıraları yine,

 

 

 

Tembihledim, bu sadece bir selamlaşmaydı diye

 

Gözlerin gözlerime kaçtı, gözyaşlarım yüreğime aktı.

 

O ela gözlü yüz hep hatıralarda saklı.

 

 

 

 

 

 

 

                             Hayriye ASLAN

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

OMEGA-3 MUCİZESİ

25/3/2008 · Kategori: Saglik

Doymamış yağ asitlerinden olan omega-3 yağ asitleri, vücut için gerekli (esansiyel) olup gıdalardan elde edilmek zorundadır. İnsan beslenmesinde yer alan önemli omega-3 yağ asitleri olarak α-linolenik asit, eikosapentaenoik asit (EPA), ve dokosaheksaenoik asit (DHA) sayılabilir.
Vücudun omega-3 yağ asidine ihtiyacı daha anne karnında başlar, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık boyunca bu ihtiyaç devam eder.

Kimya 
 
Gerekli bir omega-3 yağ asidi (18:3Δ9c,12c,15c) olan alfa-linolenik asit (ALA)'nın kimyasal yapısı. Kimyacılar karbonil grubundan saymalarına karşın (mavi sayılar), fizyologlar omega (ω) karbonundan sayarlar) kırmızı sayılar). Şeklin sağında olan omega ucundan itibaren ilk çift bağ, üçüncü karbon-karbon bağıdır, "omega-3" adı burdan kaynaklanır.
omega-3 terimi ("n-3", "ω-3" olarak da kullanılır) ilk çift bağın, karbon zincirin ucundaki (ω) metil grubundan itibaren sayılınca 3. karbon-karbon bağı olduğu anlamına gelir.
İnsan beslenmesinde önemli olan omega-3 yağ asitleri şunlardır: alfa-linolenik asit (18:3, ALA), eikosapentaenoik asit (20:5, EPA) ve dokosaheksaenoik asit (22:6, DHA). Bu üç doymamış yağda, sırasıyla 18, 20 veya 22 karbonlu bir zincirde 3,5, veya 6 çift bağ vardır. Çift bağların hepsi cis-biçimindedir, yani hidrojen atomları çift bağın aynı tarafındadır.
Omega-3 yağ asitlerindeki çift bağlar onların enekliğini azaltır. Hücre zarında omega-3 yağ asitlerini içeren fosfolipitler doymuş yağ asitli fosfolipitlere kıyasla daha gevşek bir şekilde istiflenirler ve bu yüzden bunlardan oluşan membranlar (zarlar) daha akışkan olurlar. Sıvı fazda olan membranlarda proteinler birbiriyle daha serbestçe etkileşebilir, sinir hücrelerinde ise membranların yalıtkanlığını arttırdığı öne sürülmüştür [1]
Omega-3 yağ asitleri sayesinde:
•   Trigliseritler ve kolesterol düşer, böylece ateroskleroz ve buna bağlı kalp hastalıkları, kalp krizi ve akut inme riski azalır.
•   Bağışıklık sistemi güçlenir
•   Kansere karşı koruma sağlanır
•   Beyin, retina, sperm, cilt hücreleri güçlenir
•   İnsülin kullanımını artar (diyabet için faydalı)
•   Kanı inceltir ve akışını kolaylaştırır, kanın pıhtılaşmasını önler
•   Yangı önleyici etkisiyle romatizmal hastalıklara karşı koruma sağlar
Anne-bebek sağlığında rolü
Omega-3 yağ asitleri, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimine aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:
•   Bebeğin beyin ve retina gelişiminin desteklenmesi
•   Erken doğum riskinni azaltılması
•   Hamilelik süresinin ve bebeğin doğum ağırlığının artırılması
•   Doğum sonrası depresyonundan korunulması
•   Omega-3 yağ asitleri ayrıca çocuğun matematik zekasının geliştirilmesine, okuma, telaffuz ve yazma beceresini artırılmasına yardımcı olabilir.
Zihin sağlığında rolü
Omega-3 yağ asidinin beyin ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasındaki etkileri yapılan pek çok araştırmada ortaya konmuştur. Omega-3, beyin ve sinir sisteminde başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:
•   Depresyon tedavisini desteklemesi
•   Bunama ve Alzheimer hastalığı riskinin azaltmasına yardımcı olması
•   Ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına karşı yardımcı olması
•   Saldırganlık azaltmaya ve sakinleştirmeye yardımcı olması
•   Mizaç, tepkisellik ve kişilik üzerinde olumlu etkisi olması
Göz sağlığında rolü
Yüksek doz omega-3 alımı gözde yaşa bağlı olarak gelişen sarı nokta hasarları riskini önleyebilmektedir. Omega-3 yağ asitleri eksikliğinde, retinada görme fonksiyonunun azaldığı tesbit edilmiştir.
Kemik-eklem sağlığında rolü
EPA ve DHA’nın antienflamatuar etkisi vardır, ayrıca kas-iskelet sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde faydalı etkileri bulunmaktadır. Omega-3 kemik ve eklem sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:
•   Kemiklerde kalsiyum toplanmasına destek olarak güçlenmelerinin sağlanması
•   Eklem iltihabı ve kıkırdağa zarar veren enzim aktivitesinin azaltılması
•   Eklemlerde hassasiyet ve sabah sertliğinin azaltılması
•   Romatoid artritli hastada ilaç ihtiyacının azaltılması
Kalp-damar sağlığında rolü
Yapılan araştırmalarda, omega-3 yağ asitlerinin dengeli alımının özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından yararlı olduğu vurgulanmaktadır. Omega-3 tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur. Omega-3, kalp ve damar sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:
•   Kalp damar hastalığı riski olanların ya da bu hastalığa yakalanmış olanların kalp sağlığını korumaya yardımcı olması.
•   Damar sertliği oluşumunun yavaşlatılması
•   Trigliseritlerin kan düzeyini düşürülmesi
•   Kalp hastalıklarında "kötü kolesterol"ün (LDL) düşürülüp, "iyi kolesterol"ün (HDL) artırılması.
•   Kalp krizi sonrası felç, ikinci bir kalp krizi ya da ölüm riskinin azaltılması
Bulunduğu besinler
•   Omega-3 : Yağlı balıklar (uskumru, sardalya, hamsi, ton balığı, somon balığı), ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, kanola yağı, soya yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzeler, ve fındık.

alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

ETİMEK TATLISI

25/3/2008 · Kategori: yemek tarifleri




Malzemeler:
Alt katman icin:
1 paket etimek
2 su bardağı toz şeker
2 su bardağı su


Muhallebi icin:
1/2 paket margarin
3 türk kahvesi fincanı un
8 yemek kaşığı şeker
1 kilo süt
vanilya
damla sakızı
Uzeri icin:krem şanti

Yapilisi:
Şekerin 2 yemek kaşığı kadarı, susuz olarak bir tavada ağdalaştırılır. Ayrı bir tencerede kalan şeker iki su bardağı su ile eriyene kadar kaynatılır.
Önceden ağdalaştırdığımız şeker de buna ilave edilip eriyene kadar karıştırılır.
Bu şekerli su, dikdörtgen borcama tek kat olarak dizdiğimiz etimeklerin üzerine dökülür.
Un, eritilmiş margarinin içinde kavrulur. Şeker, süt, vanilya ve damlasakızı da ilave edilerek muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Ateşten alınıp yarım saat mikserle çırpılır.
Sonra muhallebi, etimeklerin üzerine dökülür.
Krem santisi paketin üzerindeki tarife göre hazırlanıp muhallebinin üzerine dökülür. Tatlı soğuk olarak servis edilir.
Afiyet olsun.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ÜÇ RENKLİ BÖREK

25/3/2008 · Kategori: yemek tarifleri

Malzemeler

* 4 yufka
* 1 çay bardağı sıvıyağ
* 2 havuç, rendelenmiş ve hafif tuzlanmış
* 250gr pastırma
* 1/2 kg ıspanağın yaprakları, suyu iyice süzülmüş ve hafif tuzlanmış
* üstüne sürmek için yumurta sarısı

Hazırlanması:

1. birinci yufkayı masaya serip yağlayın. ikinci yufkayı üzerine serip yağlayın. havucu ikinci yufkanın üzerine yayın.
2. üçüncü yufkayı havuçların üzerine serip yağlayın. ıspanağın yapraklarını bütün olarak üçüncü yufkanın üzerine yayın. dördüncü yufkayı serip yağlayın. pastırmaları bütün olarak dördüncü yufkanın üzerine dizin.
3. yufkanın kenarlarını hafifçe içe katlayın (içi kenarlardan taşmasın), daha sonra yufkayı rulo şeklinde sarıp ikiye bölün.
4. iki ruloyu yağlanmış tepsiye koyun, üzerine yumurta sürüp 180c fırında üzeri kızarana kadar pişirin.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

YUMURTALI ÇİĞ KÖFTE

25/3/2008 · Kategori: yemek tarifleri



   M a l z  e m e l e r
* 1 çay bardağı simit (köftelik bulgur)(kişi başına) * 1 adet yumurta (her bardak için)
* 1 adet kuru soğan * 500 gr. taze sarımsak (bardak başına bir adet sarımsak) * 1 yemek kaşığı domates salçası * 1 yemek kaşığı biber salçası kırmızıbiber, karabiber, tuz tereyağ veya zeytinyağı  
 
HAZIRLANIŞI: 
Simit (köftelik bulgur); incecik doğranmış soğan, domates ve biber salçası kırmızıbiber, karabiber, tuz ile iyice yoğrulur. Bu arada yumurtalar tereyağı veya zeytinyağında omlet şeklinde pişirilir. Taze sarımsaklar incecik kıyılır. Yoğrulmuş köfteye sarımsaklar ilave edilir, iyice karıştırılır. Bir kaşık yardımıyla küçük parçalara bölünen omlet yağlı köfteye ilave edilir ve köfte harmanlanarak karıştırılır. Yumurtaların ezilmemesine dikkat edilir. Kaşıkla yenecekse sıkılmadan, elle yenecekse çiğköfte büyüklüğünde elle hafifçe sıkılarak tabaklara konur. Üzeri yeşil nane, maydanoz, marul gibi sebzelerle süslenerek servis yapılır.

Afiyet olsun

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

İÇLİ KÖFTE

25/3/2008 · Kategori: yemek tarifleri

 


M a l z  e m e l e r
20 gr. fıstık içi veya ceviz içi,
Yarım çay kaşığı tuz,
Yarım çay kaşığı karabiber,
Yarım çay kaşığı tozbiber,
Yarım çay bardağı pulbiber,
150 gr.   az yağlı kıyma,
100 gr. soğan,
Hamurun İçindekiler:
50 gr. simit(köftelik bulgur),
25 gr. çiğ köftelik et,
Yarım çay kaşığı karabiber,
20 gr. haşlanmış patates,
Yarım çiğ yumurta,
1 çay kaşığı tuz, 1  soğan,  
  
HAZIRLANIŞI:  

İÇİN  HAZIRLANIŞI: Kıyma, önce pişirme kıvamına gelinceye kadar kavrulur. Soğanlar ince ince doğranıp etin üstüne eklenir. Daha sonra iyice kavrulur ve baharat çeşitleri, fıstık veya ceviz katılarak kavrulmaya devam edilir. Sonra ocaktan indirilip beklemeye bırakılır.

HAMURUN HAZIRLANIŞI: Hamurun içindeki malzemelerin hepsi katılarak,  içine soğan rendelenip iyice yoğurulur.

KÖFTENİN HAZIRLANIŞI: Yoğurulan hamurdan yaklaşık 40 gr. kadarı (ceviz büyüklüğünde) koparılıp, avuç içinde top haline getirilir. İşaret parmağı ile oyulup hazırlanmış karışım içerisine konulur ve ağzı kapatılır. Yumurta şekline gelinceye kadar yuvarlanarak, ayçiçek yağında kızartılır

Afiyet olsun

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ÇİĞ KÖFTE

25/3/2008 · Kategori: yemek tarifleri



  M a l z  e m e l e r
100 gr. çiğ köftelik et,
200 gr. çiğ köftelik bulgur,
5 diş sarımsak,
30 gr. kuru soğan,
150 gr. biber salçası,
50 gr. domates salçası,
1 çay kaşığı nane,
1 çay kaşığı kimyon,
1 çay kaşığı karabiber,
1 çay kaşığı yenibahar,
3 çay kaşığı pulbiber,
100 gr. yeşil soğan,
1 adet maydanoz.  
 

HAZIRLANIŞI: 
Önce salçalar bulgur, baharatlar birbirine katılır. Sarımsaklar iyice ezilerek ince doğranmış soğanla yoğurulur. Sonra çiğ köftelik et katılarak iyice yoğurulur. Soğan ve maydanoz ince ince doğranır hazırlanmış olan çiğ köftenin içine ilave edilir 3-5 dk. yoğurulur. Sonra köfte şeklinde sıkarak servis yapılır.


Afiyet olsun

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

YAŞAYAN CANLI YİYECEKLER

25/3/2008 · Kategori: Saglik

yaşayan/canlı gıda ne demek?

canlı/yaşayan yiyecekler herkesin ilk aklına geldiği gibi elma, armut değil sadece.
enzimleri ölmemiş, (105 farenheit dereceye kadar ısıtılmış veya kış güneşinde kurutulmuş),
filizlenmiş, pişirilmemiş, işlem görmemiş her şey ‘raw food’ yani canlı/yaşayan yiyecekler içerisine giriyor.

"canlı" kelimesi özellikle bahçeden kopardığınız domates, biber değil
filizlenmiş, yaşayan gıdaları tanımlamak için kullanılıyor.

canlı gıdaların çıkış noktası 1940lara dayanıyor. amerikalı doktor kristine nolfi pişirilmemiş, işlem görmemiş,
canlı gıdalar yiyerek göğüs kanseri rahatsızlığını yendikten sonra bu tür beslenme şekli ilgi görmeye başladı.

onun kanseri yenmiş olmasının ve canlı yemenin bugün tüm hastalık verahatsızlıkları bedenden temizleme
özelliğine sahip olasının asıl nedeni canlı gıdalar yediğimizde bedenimizin ihtiyacı olan enzimlerin tamamını alabiliyor olması.

eminim şimdi bana ‘yani sebzeler pişirildiği zaman hiçbir faydası yokmu?’ diye soracağınızı biliyorum.
ve üzülerek cevap veriyorum, neredeyse hiç. bir sebze veya meyve 105 farenheit’ın üstünde pişirildiği zaman
içindeki enzimlerin yaklaşık %70’i ölüyor. 

bununla ilgili internette birçok araştırma bulabilirsiniz.
bu demek değilki damak zevkinize tamamen son verin ve pişmiş hiçbirsey yemeyin,
yiyin ama ihtiyacınız olan asıl ezimlerin canlı gıdalarda olduğunuda unutmayın ve en azından bir öğün
canlı ağırlıklı beslenin.  9078

neden canlı/yaşayan gıdalar?

canlı gıdaların bedeni yenilediği ile ilgili tartışma ve araştırmalar devam ediyor ama bir şey kesin olarak biliniyorki
canlı gıdalar içlerinde enzimler, su, mineraller ve enerji barındırıyor.
ve tüm bunlar bedenimizin fonksiyonlarını maksimuma çıkartan besinler.  şaşkın

bedenimiz en iyi ph değeri alkaline (bazik) olduğu zaman çalışıyor.
ve tüm pişmiş yemekler alkaline değeri düşük, asiditesi yüksek gıdalar.
(bazı canlı gıdalarda da asit özelliği var tabi) bu arada bitkiler enerjiyi maddeye dönüştürme özelliğine
sahipken insanlar ve hayvanlar maddeyi enerjiye dönüştürme özelliğine sahipler.
bitkiler su, hava, güneş ve topraktan belirli besinleri fiziksel maddeye dönüştürürler.

küçücük bir mısır tanesini toprağa ektiğinizde bir süre sonra kocaman bir ağaca dönüşebilir.
insan ve hayvanlarda ise bu tam tersi şekilde işler. bizler yediğimiz gıdalardan ihtiyacımız olanı enerjiyi,
enzimleri, sağlığı alırız. dolayısıyla ne kadar çok enzim, mineral, enerji alırsak o kadar sağlıklı, genç, enerjik olabiliriz.
deneyin görün.  onayi

canlı beslenmenin tarihi

şu an medyada ‘raw food’ beslenme çok yeni bir sistem gibi tanıtılıyor olsada aslında canlı gıdalar ile beslenme
2000 yıl öncesine dayanıyor. tahmin edersinizki insanlar ateş bulunmadan önce gıdaları en doğan halinde,
canlı tüketiyorlardı!

milattan önce 500lü yıllarda yunan mitolojisinde pythagoras’ın sağlıklı bir beden ve zinde bir zihin için
etrafındaki herkese canlı sebzeler yediriyormuş.

ünlü bilim adamı hippocrates’te (ilacı bulan kişi) vejetaryen ve canlı ağırlıklı bir beslenme uyguluyor
ve herkese bunu tavsiye ediyormuş.

socrates, plato, aristotle hepsi vejetaryen ağırlıklı beslenen kişiler.  b456

asya kökenli milletler ve özellikle çin yüzyıllardır sıcak-soğuk, çiğ-pişmiş yemek dengesini koruyarak
bedendeki yin-yang dengesini koruyan bir beslenme uyguluyor.

bugünki bilimsel veriler ile baktığımızda görüyoruzki aslında onların tek yaptığı asit ve baz dengesini korumak.
buradanda anlaşılacağı gibi insan sağlığı için en önemli etkenlerden biri bedenin baz dengesi. 

canlı gıda ekolü amerika’da çok uzun yıllar önce başladı.
graham unlarının yaratıcısı sylvester graham 1820li yıllarda vejetaryen ve canlı ağırlıklı bir beslenmenin
ilk savunucularından. ancak o yıllarda bu durum doktorları, kasapları, hayvan yetiştiricileri tehdit ettiği için
çalışmaları durduruldu. hih33

o öldükten sonra onun takipçileri kendilerine grahamites adı vererek bu konuda birçok kitap yazdılar.
hemen hemen aynı zamanlarda canlı gıdayı almanlar da savunmaya başladı.

1934te ise kalifornia’da ilk sağlıklı yaşam marketi açıldı. sonra 1917’de john ve vera richter bir çift los eutropheon
adlı ilk yunan ağırlıklı canlı yemek restoranını açtılar. daha sonra vera bu konuda iki kitap yazdı.

nature the healer (1936) ve cook-less book (1925). bu konuda yemek tariflerinin bulundupu ilk kitap.

günümüzde bu konuda en iyi bilinen isimlerden biri ann wigmore.
bu bayan wheatgrass suyu (buğday çimi) içerek kanseri yendi.
sonrasında ise 1963 yılında boston’da hippocrates health ınstitute adlı bir merkez kurdu.
hippocrates daha sonra florida’ya taşındı ve şu an dünyanın birçok yerinde yaygın bir zinciri var.

bugün bunun gibi dünyanın birçok yerinde birçok canlı yiyecekle iyileşme merkezi var.
örneğin arizona’daki tree of life rejuvenation center.
örneğin brenda cobb'un atlanta’daki living foods ınstitute adlı merkezi.
örneğin kalifornia ve teksas’ta bulunan (bence kalifornia’daki dünyanın en iyi arınma merkezlerinden biri!)
robert morse'un yine florida’daki gods herbs isimli merkezi.
sonra carolina’daki hallelujah acres. bunlar benim bildiklerim. eminim daha birçok bu şekilde arınma merkezi vardır..
canlı gıdaları sıkıcı bulunlar bir daha düşünün çünkü pişirmeden, aynı lezzeti alabileceğiniz şekilde
raw lazanya, raw çikoatalı pie, raw taco, raw burger, hepsini yapmak mümkün!
benim hayattaki en favori yiyeceklerim ise raw cipsler ve kırakerler.
(krakerleri filizlenmiş besinlerler yapıyorum, un falan içermiyor ve inanılmaz lezzetli!)
enzimler ve yaşayan gıdalar

enzimlerin en önemli özelliği bedenimizin ‘’emici’’ mekanizması oluşu.
enzimler olmasaydı hiçbirimiz uzun yaşayamazdık.
çünkü enzimler bedenimizin ve beynimizin güçlü bir şekilde çalışmasını sağlar.

bedenlerimiz milyarlarca enzimi milyarlarca değişik şekilde çalıştıran mekanizmalar.
kanımızda bulunan bir enzim molekülü beş milyon hidrojen peroksit molekülünü
60 saniye içinde su ve oksijene dönüştürebilir!

bağırsaklarımızda bulunan enzimler ise kendi ağırlıklarının milyon katı büyüklüğündeki
yağ ve şekeri ayrıştırabilecek kapasitede.

enzim eksikliği leukemia adı verilen rahatsızlığın ve nezleden kansere ve aids’e kadar
bilinen ve bilinmeyen birçok hastalığın başlıca oluşma sebebi.
ünlü "rockefeller ınstitute" alerji ve alerjik astım üzerine uzun yıllardır yaptığı araştırmalar sonucunda
tüm bu rahatsızlıkların enzim eksikliğinden kaynaklanıyor olduğunu buldu.

‘’elastin’’ denilen enzim damarların elastikiyetinden sorumlu olan ve eyeteri kadar sahip olduğumuzda
parkinson hastalığının oluşmasını imkansız kılan bir enzim.

bugün özellikle amerika’da bununla ilgili araştırma ve gerçek yaşam öyküleri ile karşılaşmanız mümkün.

enzimlerin bir başka önemli özelliği ise bedenimizin demir üretmesine katkıda bulunmaları.
demir ise bedenimizdeki milyarlarca deri dokusuna ve beyin hücrelerimize oksijen taşıyan ana element.
birçok kişinin sadece ağırlıklı olarak pişmiş gıdalar ile beslenmesi sebebi ile kemik dokusunda eksilmeler var.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »